GÜNEY AFRİKA 2010′un HAYAL KIRIKLIĞI: İTALYA

Ekranlar vuvuzela sesiyle inlerken, çevremizdeki bütün erkekler maç sohbeti yaparken, İtalya’nın Dünya Kupasından elenmesiyle ilgili bir yazı yazmamak olmazdı. Bu konuda futbolla yakından ilgilenen arkadaşım Çağrı Ergül’ün yardımını aldım. Yorumlarını sizlerle paylaşıyorum:

 

GÜNEY AFRİKA 2010′un HAYAL KIRIKLIĞI: İTALYA
 
G.Afrika’ya son dünya şampiyonu apoletiyle gelen İtalya büyük bir hayalkırıklığı yaratarak galibiyet dahi alamadan dünya kupasına veda etti. Peki sadece dört sene önce şampiyon olmuş bir takımın bu seneki çöküşünün sebebi neydi?
Bu başarısızlığın başlıca sebebi olarak kadro zaafiyetini gösterebiliriz. 2006′nın yıldızlarla bezeli kadrosunu aratan bir İtalya. Totti’siz, Del Piero’suz, Luca Toni’siz; kadroda olmasına rağmen sakatlığından dolayı oynayamayan Pirlo’suz yani tadsız tuzsuz, heyecansız bir İtalya. Dört sene önce kupayı kaldıran, ancak artık yaşlanmış oyuncularla ve 29 yaş ortalamasıyla kupaya gelen bir İtalya.
Ancak her ne olursa olsun şampiyona öncesinde, böyle bir grupta İtalya’nın şampiyonaya galibiyet alamadan, üç maçta beş gol yiyerek ve grup sonuncusu olarak veda edeceği söylense sanırım herkes gülüp geçerdi. Savunma denince ilk akla gelen takım olan İtalya’nın beş gol yemesi, özellikle de son Slovakya maçında taçtan yenilen gol “catenaccio”nun mucidi Herrera’nın da kemiklerini sızlatmış olsa gerek.
Oyunun savunma tarafında oldukça başarısız olan bu takım diğer tarafta, yani hücumda da bekleneni veremedi. Aslında bu durum savunma başarızlığının aksine, hiç kimse için sürpriz olmadı da. Orta sahadan atakları yönlendirecek, takıımı ileriye taşıyacak olan yaratıcı adam eksikliğinin bariz şekilde hissedildiği görüldü. Bu görevi sadece De Rossi’ye yüklemek, Pepe’den yapabileceklerinin fazlasını beklemek turnuva boyunca sadece 20 dakikalık bir periyot dışında, hiçbir şekilde rakibi üzerinde baskı kuramayan bir İtalyan takımı izlettirdi bizlere.
Son olarak tecrübeli teknik adam Marcello Lippi’ye de bir paragraf açmak gerekiyor. Her ne kadar Lippi tartışılmaz kariyeri ve birikimiyle bu takımın başında olsa da dört sene öncesinin şampiyon takımına, enerji ve hareketlilik getirecek, ilk aşamada akla gelen Balotelli, Abate, Candreva gibi genç isimleri bu takıma doğru zamanda monte edebilseydi, belki de bu hezimet hiç yaşanmayacaktı. Ancak Lippi 2006′nın şampiyon takımına büyük ölçüde sadık kalarak ve değişimi gözardı ederek bir anlamda kendi sonunu kendisi hazırladı.
Bu dünya kupası İtalyanlar tarafından hiç anımsanmak istenmeyecek bir dünya kupası olarak tarihe geçti. Bundan sonra takımın yeni patronu Cesare Prandelli’ye düşen en önemli görev ise hiç şüphesiz takımı baştan aşağı yenileyip, gençleştirerek “Azzurri”leri 2014′e en iyi biçimde hazırlamak.

Bu yazı hakkındaki yorumlarınızı bekliyoruz